Ağrı doğumlu 63 yaşındaki emekli liman işçisi İsmet Dalmış, bugün Torbalı’da tek başına yaşam mücadelesi veriyor. Yaklaşık çeyrek asrını limanlarda çalışarak geçiren Dalmış, bugün aldığı 20 bin liralık emekli maaşıyla yaşamaya çalışırken ay sonunu getirebilmek için tarım işçiliğinden kahvehanelerde günlük yevmiyeli çalışmaya kadar her fırsatı değerlendirmek zorunda kalıyor. Ancak onun anlattıkları yalnızca kendi hikayesi değil. Dalmış, yaşadıklarının milyonlarca emeklinin ortak kaderi haline geldiğini söylüyor. Dalamış, “En dip dediğin zaman benden daha dip durumda olanlar var. 7 bin lira, 9 bin lira alanlar var. Benden daha kötü durumdalar” diyor.
20 bin liranın 14 bini kiraya gidiyor
Dalmış’ın eline geçen emekli maaşı 20 bin lira. Ancak bu paranın büyük bölümü daha ay başında eriyor. Torbalı’da kirada yaşayan Dalmış, her ay 14 bin lira kira ödüyor. “20 bin lira maaş alıyorum. 14 bin lira kira düştüğün zaman 6 bin lira kalıyor” diyen Dalmış, kalan paranın da faturalarla tükendiğini “300-400 lira telefon 300-400 lira su. Elektriğe yaklaşık bin lira gidiyor” sözleriyle anlatıyor.
“Doğalgazı açtırmadım, ödeyemem; et alsam bir ay nasıl geçineceğim?”
Emekli maaşının temel ihtiyaçlara bile yetmediğini söyleyen Dalmış, tasarruf edebileceği her kalemden kısmak zorunda kaldığını söylüyor. Kış aylarında bile doğalgaz kullanmadığını ifade eden Dalmış’ın “Doğalgazı açtırmadım. Çünkü veremeyeceğim” sözleri yaşadığı sıkıntının boyutunu ortaya koyuyor.
Bu giderlerin ardından elinde yaklaşık 5 bin lira kaldığını belirten Dalmış, bu parayla bir ay boyunca hem beslenmeye hem de diğer ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığını dile getiriyor. Dalmış, “Bu parayla et alsam bir ay ne yapacağım?” diyerek yaşadığı şartları özetliyor.
Ayakta kalmak için günlük işlere gidiyor
Emeklilik maaşının yetersizliği nedeniyle zaman zaman ek iş yapmak zorunda kalan Dalmış, düzenli bir iş bulamadığını, ancak kısa süreli işlerle ayakta kalmaya çalıştığını anlatıyor. “Kahvehanelerin garsonları oluyor. İzin günlerinde çağırıyorlar, onların yerine gidip çalışıyorum” ifadeleri yanında tarım sezonlarında da yevmiyeli işlere gittiğini şöyle dile getiriyor:
“Torbalı biraz tarım alanı geniş bir yer. Zeytin zamanı birkaç gün gidiyorum. Domates toplamaya gidiyorum. Ama öyle aylarca süren işler değil. En fazla 5 gün 10 gün sürüyor.” Bu kısa süreli işler çıktığında elde ettiği ek geliri doğrudan mutfağa ayırdığını, “Böyle işler bulunca o parayı direkt gıdaya yatırıyorum” diyerek anlatıyor.
“Et alabiliyor musunuz?” sorusuna tek kelimelik yanıt: “Hayır”
Dalmış’ın en çarpıcı ifadelerinden biri ise beslenme koşullarıyla ilgili. “Et alabiliyor musunuz?” sorusuna hiç düşünmeden cevap veriyor. “Hayır canım, nerde?” Dalmış, kırmızı et, sucuk ya da benzeri ürünlerin artık bütçesinin tamamen dışında kaldığını söylüyor. Dışarıda yemek yemenin ise kendisi için hayal bile olmadığını, “Dışarıda yemek yemek ne demek? Benim dışarıda yiyecek param olsa gider et alırım, sucuk alırım. Niye gidip dışarıda yiyeyim?” sözleriyle dile getiriyor.
“Pazarda alışveriş değil, hayatta kalma hesabı”
Emekli işçi Dalmış’ın anlattıkları alışverişten çok hayatta kalma hesabına benziyor. Ay başında pazara çıkabildiğini söylüyor. “İki kilo domates alıyorum. Bir kilo kapya biber alıyorum. Salatalık olursa alıyorum. Taze fasulye bulursam alıyorum” diyor. Ancak aldığı bu ürünlerin en fazla 1 hafta yettiğini söylüyor. “Bir hafta sonra onlar da bitiyor” ifadelerini kullanıyor. Sonrasında manava gidip kilogramla değil, taneyle alışveriş yaptığını, “Ondan sonra taneyle alıyorum” diyerek özetliyor.
“Bir domatesi ikiye bölüyorum”
Konuşmamızın en çarpıcı yanlarından biri ise kahvaltı sofrasını anlatırken görülüyor. Dalmış, artık sebzeleri kilogramla değil, tane hesabıyla aldığını ve bunları da birkaç öğüne bölmek zorunda kaldığını söylüyor. “Kahvaltıma orta boy bir domates alıyorum. Onu ikiye bölüyorum, bir dahaki sabah kahvaltıya bırakıyorum, ikiye bölüp iki gün yiyorum” ifadelerini kullanıyor. Ardından ekliyor. “Büyük bir hıyar alıyorum. Onu da ikiye bölüyorum. Bir dahaki kahvaltıya kalıyor.”
“Eşim olsaydı domatesi dörde bölecektik”
2002 yılından bu yana yalnız yaşadığını anlatan Dalmış, “Bir de eşim olsaydı ne yapacaktım? O zaman domatesi dörde bölecektik” diyor.
“Kafede bir çay içmek bile mümkün değil”
Dalmış, sahilde oturup bir çay içmek veya bir kafede vakit geçirmek gibi sıradan görünen sosyal faaliyetlerin artık hayatında yeri olmadığını söylüyor. “Hayır, hayır, hayır... Böyle bir şey mümkün değil” diyor. Fiyatlara dikkat çekerek, “Çay 80 lira olmuş. Böyle şey mi olur?” cümleleriyle tepkisini anlatıyor. Bir kahvaltının ya da çay-simit hesabının yüzlerce lirayı bulduğunu söyleyen Dalmış, bunun emekliler açısından ulaşılmaz hale geldiğini ifade ediyor.
“Biz sadaka değil, hakkımızı istiyoruz”
Dalmış yalnızca bir emekli değil. Aynı zamanda Emekliler Sendikası Torbalı İlçe Temsilcisi olarak da mücadele yürütüyor. Yıllardır emeklilerin hakları için mücadele ettiklerini belirten Dalmış, taleplerinin yardım değil, hak olduğunu vurguluyor. “Biz sadaka değil, hakkımızı istiyoruz” diyor.
“O kaynağı ben sana verdim”
Emekli işçi, sisteme yönelik eleştirilerini de dile getiriyor. Çalıştığı yıllarda maaşından düzenli olarak sigorta primi kesildiğini hatırlatan Dalmış, “Ömrümüzün 20-25 yılını bu ülkeye verdik. Bordromuzdan yüzde 14 sigorta primi kesildi” şeklinde konuşuyor. Bugün ise emeklilere kaynak bulunamadığının söylendiğini belirterek, “Şimdi ben emekli oldum kardeşim. Nerede benim maaşım? Kaynak yok diyorsunuz. O kaynağı ben sana verdim ya” sözleriyle tepkisini dile getiriyor.
“63 yaşındayım, sağlığım yerinde ama iş yok”
Dalmış, çalışmak istediğini ancak yaşından dolayı iş bulamadığını da anlatıyor. “Benim sağlığım yerinde" diyen Dalmış, işverenlerin yaş nedeniyle kendisine sıcak bakmadığını söylüyor. “Gidiyorsun, bakıyorlar kaç yaşındasın. 'Ben seni nasıl çalıştırayım diyorlar'" ifadelerini kullanıyor. Türkiye’de iş piyasasının giderek gençleştiğini belirten Dalmış, “36 yaşındaki, 40 yaşındaki adama iş yok. 63 yaşındaki bana nasıl iş versinler?” diyor.
Bir çocuğu bulunan Dalmış’ın kızı 30 yaşında ve teknoloji sektöründe çalışıyor. Kızının kendi hayatını kurduğunu söyleyen Dalmış, ona yük olmak istemediğini belirtiyor.
“Ülke olarak çok kötü yerlere gidiyoruz”
Dalmış’a göre, yaşanan sorun yalnızca emeklilerin maaşı değil. Artık sorunların ülkenin genel gidişatı haline geldiğini düşünüyor. “Ülke olarak çok kötü yerlere gidiyoruz” diyor. İzmir’de her hafta düzenledikleri emekli eylemlerinden söz eden Dalmış, başlangıçta insanların yalnızca geçim sıkıntısını konuştuğunu, son dönemde ise daha büyük kaygıların öne çıktığını, “Önceden insanlar ‘geçinemiyoruz’ diyordu. Şimdi ‘ülkemiz, vatanımız elden gidiyor’ diyorlar” sözlerini ifade ediyor.
“İnsanlar korkuyor”
Emeklilerin mücadelelerine yeterince destek verilmediğini söyleyen Dalmış, toplumda bir korku iklimi oluştuğunu düşünüyor. “İnsanlar uzaktan bakıyor” diyen Dalmış, bazı sendikaların destek sözü verdiğini ancak çoğu zaman bu desteğin fiilen gerçekleşmediğini ifade ediyor. “Gelin diyoruz. Burası bizim tapulu yerimiz değil. Gelin siz de katılın. Ama gelen olmuyor” sözleriyle tepkisini dile getiriyor.
“Eskiden iki sivil polis gelirdi, şimdi çevik kuvvet geliyor”
Eylemler sırasında yaşadıkları değişimi de anlatan Dalmış, son haftalarda güvenlik önlemlerinin arttığını söylüyor ve “İlk zamanlarda iki sivil polis olurdu. 'Abi yapın gidin' derlerdi. Şimdi çevik kuvvet geliyor, bir otobüs dolusu” ifadelerini kullanıyor.
İsmet Dalmış’ın hikayesi tek değil: Ankara’da ortak mücadele
İsmet Dalmış’ın anlattıkları bireysel bir yoksulluk hikayesi değil. Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca emekli benzer sorunlarla mücadele ediyor. Emekliler artan hayat pahalılığı, düşük maaşlar ve sosyal hak kayıpları karşısında seslerini daha güçlü duyurabilmek için ortak mücadele yollarını arıyor. Bu kapsamda Tüm Emeklilerin Sendikası, DİSK/DEV Emekli-Sen ve Emekli Meclisleri Sendikası katılımıyla Ankara’da dün (21 Haziran) “Emeklilerin Ortak Geleceği İçin Çalıştay Programı” düzenlendi. Çalıştayda emeklilerin yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri masaya yatırıldı.
Çalıştayın amacını anlatan Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Başkanı Zeynel Abidin Ergen, Türkiye’deki emekli örgütlerinin uzun yıllardır parçalı bir yapı içerisinde hareket ettiğini söylüyor. Türkiye’de emeklilerin sendikalar, dernekler ve çeşitli platformlar çatısı altında örgütlendiğini belirten Ergen, mevcut yapının ortak hareket etmeyi zorlaştırdığını anlatıyor. Ancak bu dağınık yapının emeklilerin taleplerini güçlü şekilde duyurmasını engellediğini ifade eden Ergen, “Güçlü bir emekli hareketi olmadıktan sonra, o parçaları birleştirmedikten sonra etkili olunamıyor” diyor. Bu nedenle Türkiye Emekliler Sendikası olarak ortak bir zemin oluşturma girişimi başlattıklarını belirterek emeklileri Ankara’da bir araya getirdiklerini vurguluyor.