Başsavcımız değişti!
Başsavcımız değişti!
İçeriği Görüntüle

Temel Conta ve Digel Tekstil’de işçiler, sendikal hakları için yaklaşık iki yıla yakın süredir mücadelelerini sürdürüyor. Her iki grevde de kadınlar en önde yer alıyor; hakları için birbirleriyle ve diğer işçilerle dayanışmaya devam ediyor, grev çadırını çekip çeviriyor, patronlara karşı dik duruyor. Biz de bu mücadeleyi sürdüren kadınların grev çadırlarına misafir oluyoruz.

Patron klimalı odada, işçi güneşin altında

Temel Conta işçisi kadınların grev çadırı Torbalı’daki organize sanayi bölgesinde bulunuyor. OSB’nin içi, yüksek duvarlar ve tellerle çevrili fabrikalarıyla bir hapishaneyi andırıyor; yollarda ise tek tük işçiler ve arabalar dışında pek bir hareket yok.

Grev çadırının buraya taşınmasının sebebi ise patronun, açık biçimde grev kırıcılığı yaparak makineleri ve işçileri Torbalı’daki fabrikaya taşıması. Hatırlarsınız, buna, işçiler ve greve destek veren emek ve demokrasi güçleri karşı koymuştu. Yargının da patronun grev kırıcılığı yaptığı yönünde kararları olsa da patron geri durmamıştı.

Kurabiyelerimizi ve bir karpuzu alıp grev çadırındaki işçilerin yanına gidiyoruz. Bizi beş kadın işçi karşılıyor. Çaylar koyuluyor, hal hatır soruluyor ve sohbet koyulaşmaya başlıyor.

İlk olarak 12 Haziran’da görülen davalarını konuşuyoruz. İşçilerin anlattığına göre patron, “Grev çadırını görmek istemediği için” işçileri mahkemeye vermiş. Esprili bir şekilde, olur da patron grev çadırının kaldırılmasına ilişkin davayı kazanırsa çadırı nereye kurabileceklerini konuşuyorlar. İşçiler, en iyi seçeneğin fabrikanın bahçesi olduğunu kahkahalarla anlatıyor.

İşçilerin anlattığına göre fabrika içindeki işçiler yanlarına gelmekten çekiniyor. Buna dair bir kırgınlık yaşadıklarını ve kızgın olduklarını söylüyorlar ancak öfkeleri daha çok, 500 günü aşkın süredir kendilerini deyim yerindeyse arafta bırakan patrona yöneliyor.

Grev sürecinin uzunluğunu da göz önünde bulundurarak çevrelerinden ve ailelerinden destek alıp alamadıklarını soruyoruz. Kadınlar, ailelerinin bazı zamanlar kendilerinden daha hevesli olduğunu anlatıyor. Aralarından bir işçi kadın, grev çadırına gitmediği zamanlarda ailesinin kendisine “Sen gitmiyor musun çadıra, niye gitmiyorsun?” diye sorduğunu söylüyor. Yoruldukları zamanlar olsa da ailelerinin her zaman “devam” diyerek onları cesaretlendirdiğini anlatıyorlar. Artık vazgeçmek gibi bir seçeneklerinin olmadığını da söylüyorlar. Kadınlardan biri patronu kastederek, “O orada klimalı odasında otururken ben burada güneşin altında oturdukça hırslanıyorum” diyerek hakkını alamamanın ve patrona duyduğu öfkenin kendisine nasıl enerji verdiğini anlatıyor.